nirvana
02.03.08, 13:20
vallahi benim suçum yok, bir ormandan geçiyordum en sessiz sedasız halimle, oyuna geldim.
yalnız oyun olmadı geldiğim, yıllardır etmediğim şeyler yüzünden, kan emen vampir muamelesi gördüm.
esprilerinize meze oldum, öğütlerinize ana fikir.
doğanın dengesi falan diye düşünürken ben, eblek bir kız çocuğunun oyununda erol taş rolü verildi bana.
öylesine bir kurttum kendi derdinde.
hatta çok iyilik yapmışlığım vardı,
bir karıncanın, yuvasına götüreceği yemeğini, incitmeden taşımışlıklarım, insanlar tarafından kafeslenen bir kırlangıcın, yara alan kanatlarına pamuk sarmışlıklarım oldu.
ne hikmettir anlamadım, sizin kendi yarattığınız ve bana sormadığınız masalınızda en kötü oldum, hep kötü oldum.
dedim ya ormandan geçiyordum sadece.
başına kırmızı pelerininin şapkasını geçirmiş bir kız çocuğu,ormanımın çiçeklerini insan bencilliğine kurban ediyordu. hiç bir masal dinleyicisinin sesi çıkmadı boynundan kırılan güzelim papatyalara. şirin görünmek adına can alan çocuk portresi, hiroşima'da patlayan atom bombasından daha masum değildi.
konuşmak istemem bundandı. "yapma" demeye kalmadı,bir çığlık fırlattı koca dişlerime karşı. bir çığlık ki akıl alır şey değil.kızmadım hayır, kırıldım sade.
olsun dedim kendime, alışmalısın. insan soyu bu; kendine benzemeyen herşeyden tiksiniyor, korkuyor.
kendi dünyama dönmüşken ben, kız çocuğunun ağlayışları ile ona çevrildim.
büyükannesinin evinin yolunu tarif etmenin neresi kötü ki?
anlamıştım ama.
biliyordum, benim tarif ettiğim yerden giderse, kaybolacaktı.
ben ondan önce gidip beklemek istedim.
gelmezse yola düşecek, arayıp bulacak kadar iyi niyetliydim üstelik.
uzun yolu bir çırpıda arşınladım.
büyükanne kapısı açık uyuyordu.
olmaz ki, bunca insanın olduğu bir dünyada kapı açık bırakılmaz ki.
içeri girdim, büyük anne ölmek üzere idi.
acı çekiyor, kıvranıyordu. torunu onu bu halde görmemeli, hep gülümsemesi gelmeli idi aklına düşündüğünde.
evet yuttum onu tek lokmada. bir çocuğun aklına kazınan, bir damla sancıya tahammül edeyemişimi, anlamadınız siz! ademoğulları.
ona sunacağım oyun dünyanın en masum oyunu idi.
büyükannesi olacaktım ve kırmızı başlıklı kız o'nu hep gülerken hatırlayacaktı.
elbiselerini giyip yatağına uzandım.
torunum geldi, sevgili torunum.
şaşkındı.
büyükannesini, acıların yerine, tebessümün sarmasını anlayamamıştı. okşadım saçlarını, korktu büyük ellerimden.sebebini sordu, söyledim.
kokladım, irkildi çektiğim nefesin derinliğinden, sebebini sordu dedim.
ama gözlerini saran hüznü görmek için gözlerimin büyük olmasına gerek yoktu.
anladım, onun istediği şey, gülen büyükanne değil, daha önceki gelişlerinde ardında bıraktığı büyükanne idi.
ve yanına gitsin istedim, tuttum kocaman ellerimle, belki de ölmekte olan büyük annesini son defa görmesi için, bir lokmada yuttum.
ve nasıl oldu bilmiyorum, bunca iyi halime rağmen, masalın en sevgiden uzak kahramanı oldum.
söylesenize, birini acıdan uzak tutmanın neresi sevgiden uzağa düşer?
onları "an" içinde mutlu etmek istedim. derdim karnımı doyurmak olsaydı yalnız, çiğnerdim. tadını çıkartasıya hem de.
ve avcı, yani kahramanınız.
sevgi ile doldurduğum midemi açıp içine taş dolduran kurtarıcı.
kendinizi, başkalarının egemenline ve egolarınıza hapsettiniz siz, o avcıyı sevdiğiniz gün.
ve ben anlaşılmadan, iğrenilen kötülere adımı yazdırdım...
yalnız oyun olmadı geldiğim, yıllardır etmediğim şeyler yüzünden, kan emen vampir muamelesi gördüm.
esprilerinize meze oldum, öğütlerinize ana fikir.
doğanın dengesi falan diye düşünürken ben, eblek bir kız çocuğunun oyununda erol taş rolü verildi bana.
öylesine bir kurttum kendi derdinde.
hatta çok iyilik yapmışlığım vardı,
bir karıncanın, yuvasına götüreceği yemeğini, incitmeden taşımışlıklarım, insanlar tarafından kafeslenen bir kırlangıcın, yara alan kanatlarına pamuk sarmışlıklarım oldu.
ne hikmettir anlamadım, sizin kendi yarattığınız ve bana sormadığınız masalınızda en kötü oldum, hep kötü oldum.
dedim ya ormandan geçiyordum sadece.
başına kırmızı pelerininin şapkasını geçirmiş bir kız çocuğu,ormanımın çiçeklerini insan bencilliğine kurban ediyordu. hiç bir masal dinleyicisinin sesi çıkmadı boynundan kırılan güzelim papatyalara. şirin görünmek adına can alan çocuk portresi, hiroşima'da patlayan atom bombasından daha masum değildi.
konuşmak istemem bundandı. "yapma" demeye kalmadı,bir çığlık fırlattı koca dişlerime karşı. bir çığlık ki akıl alır şey değil.kızmadım hayır, kırıldım sade.
olsun dedim kendime, alışmalısın. insan soyu bu; kendine benzemeyen herşeyden tiksiniyor, korkuyor.
kendi dünyama dönmüşken ben, kız çocuğunun ağlayışları ile ona çevrildim.
büyükannesinin evinin yolunu tarif etmenin neresi kötü ki?
anlamıştım ama.
biliyordum, benim tarif ettiğim yerden giderse, kaybolacaktı.
ben ondan önce gidip beklemek istedim.
gelmezse yola düşecek, arayıp bulacak kadar iyi niyetliydim üstelik.
uzun yolu bir çırpıda arşınladım.
büyükanne kapısı açık uyuyordu.
olmaz ki, bunca insanın olduğu bir dünyada kapı açık bırakılmaz ki.
içeri girdim, büyük anne ölmek üzere idi.
acı çekiyor, kıvranıyordu. torunu onu bu halde görmemeli, hep gülümsemesi gelmeli idi aklına düşündüğünde.
evet yuttum onu tek lokmada. bir çocuğun aklına kazınan, bir damla sancıya tahammül edeyemişimi, anlamadınız siz! ademoğulları.
ona sunacağım oyun dünyanın en masum oyunu idi.
büyükannesi olacaktım ve kırmızı başlıklı kız o'nu hep gülerken hatırlayacaktı.
elbiselerini giyip yatağına uzandım.
torunum geldi, sevgili torunum.
şaşkındı.
büyükannesini, acıların yerine, tebessümün sarmasını anlayamamıştı. okşadım saçlarını, korktu büyük ellerimden.sebebini sordu, söyledim.
kokladım, irkildi çektiğim nefesin derinliğinden, sebebini sordu dedim.
ama gözlerini saran hüznü görmek için gözlerimin büyük olmasına gerek yoktu.
anladım, onun istediği şey, gülen büyükanne değil, daha önceki gelişlerinde ardında bıraktığı büyükanne idi.
ve yanına gitsin istedim, tuttum kocaman ellerimle, belki de ölmekte olan büyük annesini son defa görmesi için, bir lokmada yuttum.
ve nasıl oldu bilmiyorum, bunca iyi halime rağmen, masalın en sevgiden uzak kahramanı oldum.
söylesenize, birini acıdan uzak tutmanın neresi sevgiden uzağa düşer?
onları "an" içinde mutlu etmek istedim. derdim karnımı doyurmak olsaydı yalnız, çiğnerdim. tadını çıkartasıya hem de.
ve avcı, yani kahramanınız.
sevgi ile doldurduğum midemi açıp içine taş dolduran kurtarıcı.
kendinizi, başkalarının egemenline ve egolarınıza hapsettiniz siz, o avcıyı sevdiğiniz gün.
ve ben anlaşılmadan, iğrenilen kötülere adımı yazdırdım...