editör
14.11.07, 17:47
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM GENEL MÜDÜRÜ REMZİ İNANLI İLE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ
‘Ve ben bu göreve başladığım zaman Türkiye’deki bütün camiaya şunu dedim: “Ben bu camianın babasıyım!” Ve bir baba evlatları arasında asla ayrım yapmaz, evlatlarının ihtiyaçlarını bilir ve o ihtiyaçları gidermek için çaba gösterir. Ben aynı duygudayım…’
Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürü Remzi İNANLI
02 Ekim 2007 Salı günü içimizde tarifi imkânsız bir heyecan ve yüzümüzde görülmeye değer bir mutluluk vardı. Çünkü genel müdürlüğümüzden gelen davet üzerine, Ankara temsilcisi arkadaşlarımızın bir bölümüyle, “Geleceğini Şekillendir” projemizi camiamızın babası Sayın Remzi İNANLI ile görüşmeye gidiyorduk. Özverili ve fedakârlık dolu çalışmalarımız artık filizlenmeye başlıyordu…
Alper Yusuf KÖROĞLU
http://www.okuloncesi.gen.tr/resimler/soylesi/ri1.jpg
(Rİ: Remzi İNANLI – AYK: Alper Yusuf KÖROĞLU)
A.Y.K: Türkiye’deki okul öncesi eğitimin son 5 yılda yaşadığı gelişmeler nelerdir?
R.İ: Okul öncesi eğitimin son 5 yıldaki gelişmelerinin başında; halka yoğun bir şekilde yapılan, bu alandaki faaliyetlerin bir eğitim olduğu konusundaki bilinçlendirme çalışmaları gelmektedir. Şimdiye kadar, çalışan annelerin çocuklarının bakıldığı yer olarak görülmesi yönündeki düşünceleri yıkmaya çalıştık. ‘Bu bir eğitimdir, bu eğitim olmazsa olmazlar arasında bir eğitimdir ve her çocuk bu eğitimden yararlanmalıdır…’ şeklinde bilinçlendirme çalışmaları yoğunlaştırıldı. Bu çalışmalarda; üniversiteler, sivil toplum örgütleri, milli eğitim camiası, eğitimciler gibi gruplar yer aldı ve ayrıca söylüyorum biz burada başarılı çıktık. Çünkü çalışmaların sonuçlarını almaya başladık.
2003 yılında Türkiye’deki okul öncesi okullaşma oranı %11’di; şuanda ise, 8,5 yıllık kalkınma planıyla, %25’dir. Tabi bunu Türkiye geneli için söylüyorum. Fakat 49 ilde bu oran %25’in üzerindedir. Mesela Sakarya %82’lerdedir. Ortalamanın altında 5 ilimiz bulunmaktadır. Bu yılki hedefimiz %30’dur. Şuanda 904 müstakil anaokulumuz bulunmakta. Bu sayı 5 yıl önce 320’lerdeydi. Bizim onayımızı bekleyen birkaç ve yapımı devam eden 236 okulumuz daha var. Bu, öğrenci ve okullaşma oranlarıyla Milli Eğitim’de 3. Genel Müdürlük olduk. Birincisi İlköğretim Genel Müdürlüğü’dür, ikincisi Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’dür ve üçüncüsü Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü’dür. 5 yıl önce bu hayal bile edilemiyordu.
Daha sonra öğretmen atamalarında çalışmalarımız oldu. Şuanda 24 bin kadrolu öğretmenimiz ve 15 bin 500 usta öğretici bulunmaktadır. Öğretmenlerin çoğunluğu üniversite mezunlarıdır. Bunlar öğretmenliğe hak kazanan arkadaşlarımızdır. Bunun dışında da üniversiteye devam eden öğrencilerden de yararlanıyoruz. Bulamadığımız illerde kız meslek lisesi mezunlarına 60 saatlik eğitim vererek onları görevlendiriyoruz.
Bu sene okulların donatımı için 12 milyon YTL tutarında malzeme alımı yapmışız. Bu az bir rakam değildir. Dediğim gibi halk bilinçlendikçe, buna bir eğitim gözüyle baktıkça daha çok öğrenci gönderiliyor.
Bunların yanında yalnızca çocuklarla ilgilenmiyor, anne baba eğitimi de yapıyoruz. Çünkü eğitimin kökeninde aile var. Anne bilinçli değilse eğitimin bir anlamı olmaz. Bir insan doktor olur, öğretmen olur, okumuş insan olur… Ama çocuk bakımı ve eğitimi daha başka bir iştir ve onu da uzmanına vermek lazım. Okul öncesi öğretmenleri de bu alanın uzmanlarıdır. Biz öyle bakıyoruz.
Yine bilim adamlarının ortaya koyduğu bir gerçek var. Çocukların zekâ gelişiminin %70’i bu dönemde gerçekleşiyor. Onun için bu dönem eğitimine önem verilmeli. Biz bu bilinçle hareket ediyoruz. Çünkü yapılan araştırmalar okul öncesi eğitim alan çocukların; paylaşımcı, uzlaşmacı, vatanını milletini seven insanlar olduğunu ve bu eğitim sayesinde daha az çocuk istismarı olduğunu, hastalıkların daha aza indiğini, vergisini veren, devamsızlık sorunu yaşamayan kişiler olduğunu göstermektedir.
Yine her yerde söylediğim gibi sizinle de paylaşayım; dünya bankasının ekonomistlerinin yapmış olduğu bir araştırma sonucunda okul öncesi eğitime 1 liralık yatırım 7 lira olarak geri döner. Yani bu eğitimin ekonomiye de katkısı vardır.
Bir şey daha paylaşmak istiyorum. 3 yıl önce Marmara Üniversitesi’yle bir çalışma yaptık: “Okul öncesi eğitim alan çocukların bir sondaki okulda ve hayattaki başarıları nedir?” Sonuç olarak %98’i başarılı çıktı. Bu sonuçlar bizi daha çok çalışmaya sevk ediyor. Türkiye’de bir birliktelik oluşturduk. Üniversiteler, sivil toplum örgütleri, eğitim camiası, vatandaş birlikte hareket ediyor. Ve bu birlikte hareketin sonuçlarını da olumlu alıyoruz. Biz bu çalışmalarımızı Avrupa Birliği’ne söylediğimiz zaman onlarda memnun oldular.
Okullarımız tam donanımlıdır. Bizim 42 tane bilişim teknolojisi sınıfımız, 11 atölyemiz, 22 tane spor tesisimiz, 362 çok amaçlı salonumuz, 30 tane kütüphanemiz var. Yani okul dendiğinde yalnızca 5 derslikli değil böyle donanımlı okullarımızda var. Yani oranlarda son 5 yılda büyük bir artış var. Dokuzuncu 5 yıllık kalkınma planında da çift yaş grubunda %50’yi tek yaş grubunda da %80’i yakalamayı hedefliyoruz. Her yıl ulaşmamız gereken hedefleri de belirledik ve şimdi de o hedefleri takip ediyoruz.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin yeni programı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
R.İ: Biliyorsunuz ki ilköğretim programı değişti. Bizde bir noktada ilköğretime öğrenci hazırlayan bir kurum olduğumuzdan dolayı, bizimde programımızı değiştirmemiz lazımdı. Onun için bizde 8 uzman 2 uluslar arası uzman denetiminde programımızı yeniledik. Programımız bir bütünlük içerisinde ve öğrenci merkezlidir. Bunun yanında birde kılavuz kitap hazırladık. Böylece, özellikle yeni mezun ve usta öğretici arkadaşlara bu programı nasıl uygulayacaklarına dair güzel bir kaynak sunuyoruz.
A.Y.K: Milli Eğitim’e bağlı yeni kurulan anaokullarına ve anasınıflarına malzeme ve maddi olarak ne kadar yardım yapılmaktadır?
R.İ: Biraz önce de söylediğim gibi bu yıl 12 milyon YTL tutarında malzeme aldık. Geçen yıl 10 milyon YTL tutarında malzeme almıştık. Bu tutar önümüzdeki sene daha da artacaktır. Yeni açılan anaokullarına 40 bin YTL ve yeni açılan anasınıflarına 4 bin YTL para gönderiyoruz. Onlarda bu parayla malzemelerini alıyorlar. Bu nedenle yeni açılan okullarımızda sıkıntımız yok. Ama önceden açılmış olanları da kendi şartlarıyla tamamlamaları için yönlendiriyoruz. Yeni okullarınkini biz karşılıyoruz.
A.Y.K: Üniversite-Öğretmen-Çocuk üçgeninin etkili bir şekilde genişlemesi için sizce ne tür çalışmalar yapılmalıdır?
R.İ: Öncelikle üniversitelerle MEB’in uyumlu olması, her konuda diyaloglarının olması lazım. Biz okul öncesinde bunu gerçekleştirdik diye düşünüyorum. Çoğu üniversite ile diyalogumuz var. Özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Konya’daki eğitim fakültelerinin okul öncesi öğretmenliği bölümleriyle iyi diyaloglarımız var. Biz bir uygulamayı yaptığımız zaman hocalarımızla beraber oturup tartışıyoruz. Onların deneyimlerinden yararlanıp öyle karar veriyoruz. Yani biz uygulayıcıyız bunu yaparız mantığıyla davranmıyoruz. Uygulamayı yapan biziz, teoriyi üreten onlar mantığıyla çalışıyoruz. Onun için bu güne kadar yapmış olduğumuz uygulamalarda da başarılı olduk. Çünkü hem üniversite hocalarımız işin içindeydi, hem de uygulayıcılarımız vardı. Bu ikisi bir bütünlük içinde gidiyor, bana göre böyle de olması lazım.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin zorunlu hale gelmesi için bakanlık olarak yapmış olduğunuz çalışmalar nelerdir?
R.İ: 17. MEB şurasında bir yaş grubunun zorunlu olması için tavsiye kararı aldık. Bakanlık olarak da bu konuda hazırlıklarımız devam ediyor. 2013, dokuzuncu 5 yıllık kalkınma planının sonudur ve bu süre içerisinde kademeli olarak okul öncesi eğitimi zorunlu hale getireceğiz. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor.
A.Y.K: Okul öncesi eğitime getirmeyi düşündüğünüz yenilikler nelerdir?
R.İ: Okul öncesi eğitim şuanda Türkiye’de kurumsal ağırlıklı işliyor. Nedir bu? Yani müstakil anaokullarımız var, ilköğretim okulları bünyesinde ve kız meslek lisesi bünyesinde ana sınıflarımız var. Türkiye’de bir yaş grubunda 1 milyon 300 öğrenci var. Yani 3-4-5-6 yaş grubunda 4 milyon civarında çocuğumuz var. Bunların hepsinin eğitime alınması kurumsal bir yöntemle mümkün olmuyor. Onun için değişik yöntemlere başvurmak lazım. Bu konuda çalışmalarımız var. Bunlarında biri mobil anaokulu projemizdir. Bir otobüs, anasınıfı şekline çevriliyor ve bu araç varoşlara gönderiliyor. Buradaki insanları bilinçlendirip, hem anneleri hem de çocuklarımızı eğitiyor. Sonrada bu bilinçlenmenin gerçekleştiği noktalara kalıcı anaokulları yaptırılıyor. OÇEP ve yaz okulu uygulamalarımız var. Bu tür alternatif uygulamalarla okul öncesi eğitimi yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin yaygınlaşması ve toplumda var olan ön yargıları kırarak her kesimden anne-babanın çocuklarını okul öncesi eğitim kurumlarına göndermeleri konusunda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
R.İ: Söylediğim gibi halk bilinçlendirme çalışmalarımız devam ediyor. Bu bilinçlendirme çalışmaları televizyon, sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar aracılığıyla oluyor. Mesela Unicef ile yürüttüğümüz, annelere yönelik “Benim Ailem” programımız var. Ve baba eğitim programlarımızda var. Çeşitli haberler, seminerler düzenleniyor ve insanlar bu şekilde eğitiliyor, bilgilendiriliyor. Dolayısıyla bunun olumlu sonuçlarını da alıyoruz.
A.Y.K: Oyuncak ve eğitim materyalleri üzerine ‘Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü’ standartlarına uygun logosunu koymayı düşünüyor musunuz?
R.İ: Son zamanlarda dışardan gelen oyuncakların içerisinde kanser tehlikesi bulunan ürünler olduğu basına yansıdı. Bizde bunun üzerine camiamızı bilinçlendirmeye başladık. Oyuncakları aldığınız zaman dikkatli olun, şu standartlar olsun diye önerilerimiz elbette var. Ama bizim böyle bir yetkinliğimiz olduğunu zannetmiyorum. Bu konuda firmalara yönelik bir çalışma yapılması gerekir diye düşünüyorum. Ama Sağlık Bakanlığı’nın oyuncakların standartları üzerine bir çalışması var ve bizde onu öneriyoruz. Bizde aldığımız ürünlerde sağlık bakanlığı standartlarını gözetiyoruz. Yani bu konuda da bir çalışma var.
A.Y.K: Son olarak biz yeni nesil okul öncesi eğitim neferlerine, okul öncesi eğitim çağında çocukları bulunan anne-babalara ve okul öncesi öğretmenlerine neler söylemek istersiniz.
R.İ: Ben her konuşmamda ve her vesilede diyorum ki; çocuklarımız mutlaka okul öncesi eğitimi almalıdır. Ama ortada ‘Okul öncesi eğitim paralıdır’ gibi bazı dedikodular yayılmaktadır. Okul öncesi eğitim paralı değildir, parasızdır. Ancak okul içerisinde çocuklara kahvaltı veriliyor, yemek veriliyor alınan para bu giderlerin parasıdır. Ayrıca bu ücreti ödeyemeyecek durumda olan aileler için belirli kontenjanlarımız var. Onun için aileler; “Benim param yok çocuğumu gönderemiyorum…” demesinler, bir okul öncesi eğitim kurumuna başvursunlar. Eğer çocuklarının geleceğini düşünüyorlarsa çocuklarına mutlaka okul öncesi eğitim aldırmalıdırlar. Maddi sıkıntısı olan vatandaşlar bize başvursun. Genel müdürlüğümüz çok değişik bir uygulama yapıyor. Öyle ki; bir vatandaş ya da bir öğretmen direk genel müdür olarak bana ya da başka konularda arkadaşlarıma ulaşarak problemlerini dile getirerek çözüm yollarını öğrenebiliyor. Onun için bir sıkıntısı ve problemi olan, kafasına herhangi bir şey takılan bize ulaşsın, biz çözeriz.
Eğitimci adaylarına ise söylemek istediğim çok şey var. Öncelikle ben eğitimcilere şunu söylüyorum. Bir defa öğretmen her konuda fedakârdır. Maddiyattan tutunda davranışına kadar fedakâr insandır. Ben öğretmen oluyorum diyen insan bu fedakârlıkları kabul edecektir. Ve öğretmende bulunması gereken bazı vasıflar vardır. Ben 40 yılımı eğitime verdim. Bir köy okulunda sıfırdan öğretmen olarak başladım, daha sonra üniversite ve idarecilikle şuanda en tepe noktadayım. Her şey bir adımdır. Bizde zorluklar çektik. Ben çalıştığım köye 3 vasıta ile giderdim, yürüyerek giderdim, gaz lambasında otururdum, araç gereç bulma imkânımız yoktu… Ama bugünkü şartlar çok daha gelişmiş. Fakat her yerde o kadar iyi değil. Yeni mezun arkadaşlarımız göreve başladıkları zaman her şeyi dört dörtlük istiyor. Bu çok yanlıştır.
İkinci olarak; “Ben güneye gitmeyeceğim, kuzeye gitmeyeceğim, doğuya gitmeyeceğim, batıya gitmeyeceğim… Eee, beni bizim evin yanındaki okula verin.” Bunlar yanlış şeyler. Bu ülke bir bütündür. Bakın ben her yerde şunu söylüyorum; “Ben ülkemi çok seviyorum!” Niye? Ben daha önce bakanlık müfettişliği yaptım. Türkiye’nin her tarafını gezdim ve ben diyorum ki Türkiye gerçekten bulunmaz bir ülkedir, insanları pırıl pırıl, her yerinde ayrı bir güzellik var. Öyle ki; bu ülkenin insanları da çok kalitelidir. Onun için bu insanlara, bu ülkeye hizmet etmeliyiz. Peki, her zaman problemli mi oluyor? Elbette ki hayır. Bakın ben genel müdür oldum, rahatım. Belki sorumluluğum arttı, ama ilk görevlerimdeki şartlar şuanda yok.
Bir diğeri; her şeyi paraya dökmesinler. Bakın Türkiye’de eğitim camiası istatistiğine göre en çok parayı alan öğretmen, okul öncesi öğretmenidir. Bir anaokulundaki öğretmen aylık 800 YTL maaş, 700 YTL ücret alır. 27 saatlik ders ücreti vardır. Bir ilköğretimde, fen lisesinde, Anadolu lisesinde bu yoktur. Okul müdürleri bile 25 saatlik ders ücreti alır. Bundan fazla alan hiçbir okul müdürü yoktur. Anasınıfında ise ilköğretim okulundaki öğretmen ne alıyorsa benim öğretmenimde onu alıyordur.
Bir diğer nokta da zaman konusudur. Zamanda da bizim biraz fedakârlık etmemiz gerekmektedir. Anaokullarında sabahtan akşama kadar, haftalık 42 saatlik bir süre var. Pazartesi, Cuma 9 saat; Salı, Çarşamba, Perşembe de 8 saat. Şimdi 8 de giren bir çocuğun 3 buçukta 4 de işi bitiyor. Öğretmen diyor ki; “Ben gidiyorum.” Ama veli çocuğunu almıyor. 300-400 mevcutlu okullarımız var. Ne yapacak bu çocuk müdüre hanımın orda? Çocuk asla ihmale gelmez. Bakın 2 yıl önce Bayburt’ta bir öğretmenimiz ihtiyaç gidermek için sınıftan çıkmış. İki çocuk şakalaşırken bir tanesi elindeki sert cismi diğerinin özüne sokmuş ve göz hasar görmüş. Mahkeme 40 bin YTL tazminat kararı verdi. Şimdi öğretmenim hangisine acısın? Vicdan azabına mı, parasına mı?
Ve bizim bazı arkadaşlarımız, sendikalara karşı değilim, ama sendikaların her dediği doğru zannediyor. Değildir. Gidiyor ona buna; hak isteriz, bilmem ne ederiz... Ve ben bu göreve başladığım zaman Türkiye’deki bütün camiaya şunu dedim: “Ben bu camianın babasıyım!” Ve bir baba evlatları arasında asla ayrım yapmaz, evlatlarının ihtiyaçlarını bilir ve o ihtiyaçları gidermek için çaba gösterir. Ben aynı duygudayım. Ben bu camianın başına geldim geleli öğretmenlerimin tek bir sorunu kaldı o da ‘İLKSAN’ konusudur. Şimdi anaokulu öğretmenliğine başladığınızda ‘İLKSAN’ üyeliğiniz düşer. İlköğretime gittiğiniz zaman ‘İLKSAN’ üyeliğiniz başlar bu da kanun mevzuudur. Nu konuda da sayın bakanı ikna ettim kanun taslağını hazırladık ve meclise gideceğiz. Bu sene ilk yasamalar başladı. Projeler arasında birinci sırada yeniden yapılanma kanunu var, ikinci sırada da ‘İLKSAN’ var. Şimdilik kalan tek problem gibi görünen bu konuyu da çözüyoruz.
Benim genç arkadaşlara tavsiyem haklarını korumaları. İlk etapta haklarını bilecekler. 657 sayılı ‘Devlet Memurları Yasası’nı, 1739 sayılı ‘Milli Eğitim Temel Kanunu’nu ve müfredatlarını iyi bilecekler. Eğer insan müfredatını iyi bilmezse öğretmenlikte asla başarılı olamaz.
Sonra bakın; okul öncesi öğretmenlerine müfettişlik yolunu açtık. Eskiden bu yoktu. Çünkü alandan müfettiş lazım. Bu yıl 13 kişi kazandı. Geçen yıl 40 kişilik kontenjan açtık 1 tane kazanan olmadı. Yani okul öncesi öğretmenliğinin önü açıktır.
Hazır yeri gelmişken size bir şey söyleyeyim arkadaşlar. Biz okul öncesinde Avrupa’dan asla geri değiliz. Hatta bizim öğretmenlerimiz daha bilgili ve donanımlıdır. Oralarda 4 yıllık okul öncesi öğretmeni bulamazsınız. Ama şöyle bir şey var. Onlar eğitimlerini doğal ortamda yaparlar. Biz doğal ortamda yapmıyoruz. Bu da tamamen veliden kaynaklanıyor. Bizim veli geliyor; “Sabah kahvaltısını yaptı mı? Çocuğum uyudu mu? Suyunu içirip, terini sildiniz mi...” bunlarla uğraşıyor. Ama onlar doğal bir ortamda, temiz bir havada, dışarıda mışıl mışıl uyuyor. Çocuk kendi kendine ihtiyaçlarını gideriyor. Çocuk bahçede oynuyor. Baktım ki birisi çamurla oynuyor. Birisi gitmiş, almış hortumu eline kendini ıslatıyor. Birisi bilgisayarla uğraşıyor. Öğretmene sordum, dedi ki; “Herhalde yadırgadınız.” “Evet.” Dedim. O da bana; “Olsun elinde havlusu var, ellemeyin yıkansın ne olacak ki? Ona ihtiyaç duydu demek ki. En sonunda yeniden elbiselerini giydireceğim.” dedi.
Bakın kıyafet konusunda bir yenilik daha getirdik. Şimdi öğretmen giyinip kuşanıp gelecek ve sınıfa girecek. Sonrasında; “Yok elbisem bozuldu yok ütüsü bozuldu yok kirlendi…” diyecek. Okul öncesi öğretmeni yatacak kalkacak dans edecek… Bayanlar gıran tuvalet oluyorlar. Öğrenci içinde öyle, gidiyor pahalı elbiseler alıyor ya da önlük yaptırıyor. Şimdi bir polisi ya da askeri düşünün. Üzerindeki resmi kıyafetle o kıyafetin gerektirdiği davranışların dışına çıkamaz. Çünkü o polis. Ama siz tutup okul öncesi çocuğuna önlük yaptırıyorsunuz, sonrada “Aman kirlenmesin.” diyorsunuz. Biz bu özgürlüğü de getirdik. Ama öğretmenim pijamayla da okula gitmeyecek. Çünkü bazen bana; “Pijamayla geliyorlar” diye şikâyetler geliyor. Okulda çocuklarla olduğu zaman rahat giysiler giyecek ki tuvalete girecek, oyunlara girecek, yemekhaneye girecek, yatacak kalkacak… Gençler bütün bunları şimdiden kabul edecekler.
A.Y.K: Bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederiz.
R.İ: Rica ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.
http://www.okuloncesi.gen.tr/resimler/soylesi/ri2.jpg
BU SÖYLEŞİNİN GERÇEKLEŞMESİNDE EMEĞİ GEÇENLER
Tamer UZUNER – Okul Öncesi Öğretmeni
Fatma ÇEK – Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrencisi
Ayşenur ZOR – Hacettepe Üniversitesi Öğrencisi
Şerife ALKAN – Hacettepe Üniversitesi Öğrencisi
Aylin BULUT – Gazi Üniversitesi Öğrencisi
Başak AKAN – Ankara Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi
Av. Ali ULUSOY – Happy Kids Genel Müdürü
‘Ve ben bu göreve başladığım zaman Türkiye’deki bütün camiaya şunu dedim: “Ben bu camianın babasıyım!” Ve bir baba evlatları arasında asla ayrım yapmaz, evlatlarının ihtiyaçlarını bilir ve o ihtiyaçları gidermek için çaba gösterir. Ben aynı duygudayım…’
Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürü Remzi İNANLI
02 Ekim 2007 Salı günü içimizde tarifi imkânsız bir heyecan ve yüzümüzde görülmeye değer bir mutluluk vardı. Çünkü genel müdürlüğümüzden gelen davet üzerine, Ankara temsilcisi arkadaşlarımızın bir bölümüyle, “Geleceğini Şekillendir” projemizi camiamızın babası Sayın Remzi İNANLI ile görüşmeye gidiyorduk. Özverili ve fedakârlık dolu çalışmalarımız artık filizlenmeye başlıyordu…
Alper Yusuf KÖROĞLU
http://www.okuloncesi.gen.tr/resimler/soylesi/ri1.jpg
(Rİ: Remzi İNANLI – AYK: Alper Yusuf KÖROĞLU)
A.Y.K: Türkiye’deki okul öncesi eğitimin son 5 yılda yaşadığı gelişmeler nelerdir?
R.İ: Okul öncesi eğitimin son 5 yıldaki gelişmelerinin başında; halka yoğun bir şekilde yapılan, bu alandaki faaliyetlerin bir eğitim olduğu konusundaki bilinçlendirme çalışmaları gelmektedir. Şimdiye kadar, çalışan annelerin çocuklarının bakıldığı yer olarak görülmesi yönündeki düşünceleri yıkmaya çalıştık. ‘Bu bir eğitimdir, bu eğitim olmazsa olmazlar arasında bir eğitimdir ve her çocuk bu eğitimden yararlanmalıdır…’ şeklinde bilinçlendirme çalışmaları yoğunlaştırıldı. Bu çalışmalarda; üniversiteler, sivil toplum örgütleri, milli eğitim camiası, eğitimciler gibi gruplar yer aldı ve ayrıca söylüyorum biz burada başarılı çıktık. Çünkü çalışmaların sonuçlarını almaya başladık.
2003 yılında Türkiye’deki okul öncesi okullaşma oranı %11’di; şuanda ise, 8,5 yıllık kalkınma planıyla, %25’dir. Tabi bunu Türkiye geneli için söylüyorum. Fakat 49 ilde bu oran %25’in üzerindedir. Mesela Sakarya %82’lerdedir. Ortalamanın altında 5 ilimiz bulunmaktadır. Bu yılki hedefimiz %30’dur. Şuanda 904 müstakil anaokulumuz bulunmakta. Bu sayı 5 yıl önce 320’lerdeydi. Bizim onayımızı bekleyen birkaç ve yapımı devam eden 236 okulumuz daha var. Bu, öğrenci ve okullaşma oranlarıyla Milli Eğitim’de 3. Genel Müdürlük olduk. Birincisi İlköğretim Genel Müdürlüğü’dür, ikincisi Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’dür ve üçüncüsü Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü’dür. 5 yıl önce bu hayal bile edilemiyordu.
Daha sonra öğretmen atamalarında çalışmalarımız oldu. Şuanda 24 bin kadrolu öğretmenimiz ve 15 bin 500 usta öğretici bulunmaktadır. Öğretmenlerin çoğunluğu üniversite mezunlarıdır. Bunlar öğretmenliğe hak kazanan arkadaşlarımızdır. Bunun dışında da üniversiteye devam eden öğrencilerden de yararlanıyoruz. Bulamadığımız illerde kız meslek lisesi mezunlarına 60 saatlik eğitim vererek onları görevlendiriyoruz.
Bu sene okulların donatımı için 12 milyon YTL tutarında malzeme alımı yapmışız. Bu az bir rakam değildir. Dediğim gibi halk bilinçlendikçe, buna bir eğitim gözüyle baktıkça daha çok öğrenci gönderiliyor.
Bunların yanında yalnızca çocuklarla ilgilenmiyor, anne baba eğitimi de yapıyoruz. Çünkü eğitimin kökeninde aile var. Anne bilinçli değilse eğitimin bir anlamı olmaz. Bir insan doktor olur, öğretmen olur, okumuş insan olur… Ama çocuk bakımı ve eğitimi daha başka bir iştir ve onu da uzmanına vermek lazım. Okul öncesi öğretmenleri de bu alanın uzmanlarıdır. Biz öyle bakıyoruz.
Yine bilim adamlarının ortaya koyduğu bir gerçek var. Çocukların zekâ gelişiminin %70’i bu dönemde gerçekleşiyor. Onun için bu dönem eğitimine önem verilmeli. Biz bu bilinçle hareket ediyoruz. Çünkü yapılan araştırmalar okul öncesi eğitim alan çocukların; paylaşımcı, uzlaşmacı, vatanını milletini seven insanlar olduğunu ve bu eğitim sayesinde daha az çocuk istismarı olduğunu, hastalıkların daha aza indiğini, vergisini veren, devamsızlık sorunu yaşamayan kişiler olduğunu göstermektedir.
Yine her yerde söylediğim gibi sizinle de paylaşayım; dünya bankasının ekonomistlerinin yapmış olduğu bir araştırma sonucunda okul öncesi eğitime 1 liralık yatırım 7 lira olarak geri döner. Yani bu eğitimin ekonomiye de katkısı vardır.
Bir şey daha paylaşmak istiyorum. 3 yıl önce Marmara Üniversitesi’yle bir çalışma yaptık: “Okul öncesi eğitim alan çocukların bir sondaki okulda ve hayattaki başarıları nedir?” Sonuç olarak %98’i başarılı çıktı. Bu sonuçlar bizi daha çok çalışmaya sevk ediyor. Türkiye’de bir birliktelik oluşturduk. Üniversiteler, sivil toplum örgütleri, eğitim camiası, vatandaş birlikte hareket ediyor. Ve bu birlikte hareketin sonuçlarını da olumlu alıyoruz. Biz bu çalışmalarımızı Avrupa Birliği’ne söylediğimiz zaman onlarda memnun oldular.
Okullarımız tam donanımlıdır. Bizim 42 tane bilişim teknolojisi sınıfımız, 11 atölyemiz, 22 tane spor tesisimiz, 362 çok amaçlı salonumuz, 30 tane kütüphanemiz var. Yani okul dendiğinde yalnızca 5 derslikli değil böyle donanımlı okullarımızda var. Yani oranlarda son 5 yılda büyük bir artış var. Dokuzuncu 5 yıllık kalkınma planında da çift yaş grubunda %50’yi tek yaş grubunda da %80’i yakalamayı hedefliyoruz. Her yıl ulaşmamız gereken hedefleri de belirledik ve şimdi de o hedefleri takip ediyoruz.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin yeni programı hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
R.İ: Biliyorsunuz ki ilköğretim programı değişti. Bizde bir noktada ilköğretime öğrenci hazırlayan bir kurum olduğumuzdan dolayı, bizimde programımızı değiştirmemiz lazımdı. Onun için bizde 8 uzman 2 uluslar arası uzman denetiminde programımızı yeniledik. Programımız bir bütünlük içerisinde ve öğrenci merkezlidir. Bunun yanında birde kılavuz kitap hazırladık. Böylece, özellikle yeni mezun ve usta öğretici arkadaşlara bu programı nasıl uygulayacaklarına dair güzel bir kaynak sunuyoruz.
A.Y.K: Milli Eğitim’e bağlı yeni kurulan anaokullarına ve anasınıflarına malzeme ve maddi olarak ne kadar yardım yapılmaktadır?
R.İ: Biraz önce de söylediğim gibi bu yıl 12 milyon YTL tutarında malzeme aldık. Geçen yıl 10 milyon YTL tutarında malzeme almıştık. Bu tutar önümüzdeki sene daha da artacaktır. Yeni açılan anaokullarına 40 bin YTL ve yeni açılan anasınıflarına 4 bin YTL para gönderiyoruz. Onlarda bu parayla malzemelerini alıyorlar. Bu nedenle yeni açılan okullarımızda sıkıntımız yok. Ama önceden açılmış olanları da kendi şartlarıyla tamamlamaları için yönlendiriyoruz. Yeni okullarınkini biz karşılıyoruz.
A.Y.K: Üniversite-Öğretmen-Çocuk üçgeninin etkili bir şekilde genişlemesi için sizce ne tür çalışmalar yapılmalıdır?
R.İ: Öncelikle üniversitelerle MEB’in uyumlu olması, her konuda diyaloglarının olması lazım. Biz okul öncesinde bunu gerçekleştirdik diye düşünüyorum. Çoğu üniversite ile diyalogumuz var. Özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Konya’daki eğitim fakültelerinin okul öncesi öğretmenliği bölümleriyle iyi diyaloglarımız var. Biz bir uygulamayı yaptığımız zaman hocalarımızla beraber oturup tartışıyoruz. Onların deneyimlerinden yararlanıp öyle karar veriyoruz. Yani biz uygulayıcıyız bunu yaparız mantığıyla davranmıyoruz. Uygulamayı yapan biziz, teoriyi üreten onlar mantığıyla çalışıyoruz. Onun için bu güne kadar yapmış olduğumuz uygulamalarda da başarılı olduk. Çünkü hem üniversite hocalarımız işin içindeydi, hem de uygulayıcılarımız vardı. Bu ikisi bir bütünlük içinde gidiyor, bana göre böyle de olması lazım.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin zorunlu hale gelmesi için bakanlık olarak yapmış olduğunuz çalışmalar nelerdir?
R.İ: 17. MEB şurasında bir yaş grubunun zorunlu olması için tavsiye kararı aldık. Bakanlık olarak da bu konuda hazırlıklarımız devam ediyor. 2013, dokuzuncu 5 yıllık kalkınma planının sonudur ve bu süre içerisinde kademeli olarak okul öncesi eğitimi zorunlu hale getireceğiz. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor.
A.Y.K: Okul öncesi eğitime getirmeyi düşündüğünüz yenilikler nelerdir?
R.İ: Okul öncesi eğitim şuanda Türkiye’de kurumsal ağırlıklı işliyor. Nedir bu? Yani müstakil anaokullarımız var, ilköğretim okulları bünyesinde ve kız meslek lisesi bünyesinde ana sınıflarımız var. Türkiye’de bir yaş grubunda 1 milyon 300 öğrenci var. Yani 3-4-5-6 yaş grubunda 4 milyon civarında çocuğumuz var. Bunların hepsinin eğitime alınması kurumsal bir yöntemle mümkün olmuyor. Onun için değişik yöntemlere başvurmak lazım. Bu konuda çalışmalarımız var. Bunlarında biri mobil anaokulu projemizdir. Bir otobüs, anasınıfı şekline çevriliyor ve bu araç varoşlara gönderiliyor. Buradaki insanları bilinçlendirip, hem anneleri hem de çocuklarımızı eğitiyor. Sonrada bu bilinçlenmenin gerçekleştiği noktalara kalıcı anaokulları yaptırılıyor. OÇEP ve yaz okulu uygulamalarımız var. Bu tür alternatif uygulamalarla okul öncesi eğitimi yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.
A.Y.K: Okul öncesi eğitimin yaygınlaşması ve toplumda var olan ön yargıları kırarak her kesimden anne-babanın çocuklarını okul öncesi eğitim kurumlarına göndermeleri konusunda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
R.İ: Söylediğim gibi halk bilinçlendirme çalışmalarımız devam ediyor. Bu bilinçlendirme çalışmaları televizyon, sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar aracılığıyla oluyor. Mesela Unicef ile yürüttüğümüz, annelere yönelik “Benim Ailem” programımız var. Ve baba eğitim programlarımızda var. Çeşitli haberler, seminerler düzenleniyor ve insanlar bu şekilde eğitiliyor, bilgilendiriliyor. Dolayısıyla bunun olumlu sonuçlarını da alıyoruz.
A.Y.K: Oyuncak ve eğitim materyalleri üzerine ‘Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürlüğü’ standartlarına uygun logosunu koymayı düşünüyor musunuz?
R.İ: Son zamanlarda dışardan gelen oyuncakların içerisinde kanser tehlikesi bulunan ürünler olduğu basına yansıdı. Bizde bunun üzerine camiamızı bilinçlendirmeye başladık. Oyuncakları aldığınız zaman dikkatli olun, şu standartlar olsun diye önerilerimiz elbette var. Ama bizim böyle bir yetkinliğimiz olduğunu zannetmiyorum. Bu konuda firmalara yönelik bir çalışma yapılması gerekir diye düşünüyorum. Ama Sağlık Bakanlığı’nın oyuncakların standartları üzerine bir çalışması var ve bizde onu öneriyoruz. Bizde aldığımız ürünlerde sağlık bakanlığı standartlarını gözetiyoruz. Yani bu konuda da bir çalışma var.
A.Y.K: Son olarak biz yeni nesil okul öncesi eğitim neferlerine, okul öncesi eğitim çağında çocukları bulunan anne-babalara ve okul öncesi öğretmenlerine neler söylemek istersiniz.
R.İ: Ben her konuşmamda ve her vesilede diyorum ki; çocuklarımız mutlaka okul öncesi eğitimi almalıdır. Ama ortada ‘Okul öncesi eğitim paralıdır’ gibi bazı dedikodular yayılmaktadır. Okul öncesi eğitim paralı değildir, parasızdır. Ancak okul içerisinde çocuklara kahvaltı veriliyor, yemek veriliyor alınan para bu giderlerin parasıdır. Ayrıca bu ücreti ödeyemeyecek durumda olan aileler için belirli kontenjanlarımız var. Onun için aileler; “Benim param yok çocuğumu gönderemiyorum…” demesinler, bir okul öncesi eğitim kurumuna başvursunlar. Eğer çocuklarının geleceğini düşünüyorlarsa çocuklarına mutlaka okul öncesi eğitim aldırmalıdırlar. Maddi sıkıntısı olan vatandaşlar bize başvursun. Genel müdürlüğümüz çok değişik bir uygulama yapıyor. Öyle ki; bir vatandaş ya da bir öğretmen direk genel müdür olarak bana ya da başka konularda arkadaşlarıma ulaşarak problemlerini dile getirerek çözüm yollarını öğrenebiliyor. Onun için bir sıkıntısı ve problemi olan, kafasına herhangi bir şey takılan bize ulaşsın, biz çözeriz.
Eğitimci adaylarına ise söylemek istediğim çok şey var. Öncelikle ben eğitimcilere şunu söylüyorum. Bir defa öğretmen her konuda fedakârdır. Maddiyattan tutunda davranışına kadar fedakâr insandır. Ben öğretmen oluyorum diyen insan bu fedakârlıkları kabul edecektir. Ve öğretmende bulunması gereken bazı vasıflar vardır. Ben 40 yılımı eğitime verdim. Bir köy okulunda sıfırdan öğretmen olarak başladım, daha sonra üniversite ve idarecilikle şuanda en tepe noktadayım. Her şey bir adımdır. Bizde zorluklar çektik. Ben çalıştığım köye 3 vasıta ile giderdim, yürüyerek giderdim, gaz lambasında otururdum, araç gereç bulma imkânımız yoktu… Ama bugünkü şartlar çok daha gelişmiş. Fakat her yerde o kadar iyi değil. Yeni mezun arkadaşlarımız göreve başladıkları zaman her şeyi dört dörtlük istiyor. Bu çok yanlıştır.
İkinci olarak; “Ben güneye gitmeyeceğim, kuzeye gitmeyeceğim, doğuya gitmeyeceğim, batıya gitmeyeceğim… Eee, beni bizim evin yanındaki okula verin.” Bunlar yanlış şeyler. Bu ülke bir bütündür. Bakın ben her yerde şunu söylüyorum; “Ben ülkemi çok seviyorum!” Niye? Ben daha önce bakanlık müfettişliği yaptım. Türkiye’nin her tarafını gezdim ve ben diyorum ki Türkiye gerçekten bulunmaz bir ülkedir, insanları pırıl pırıl, her yerinde ayrı bir güzellik var. Öyle ki; bu ülkenin insanları da çok kalitelidir. Onun için bu insanlara, bu ülkeye hizmet etmeliyiz. Peki, her zaman problemli mi oluyor? Elbette ki hayır. Bakın ben genel müdür oldum, rahatım. Belki sorumluluğum arttı, ama ilk görevlerimdeki şartlar şuanda yok.
Bir diğeri; her şeyi paraya dökmesinler. Bakın Türkiye’de eğitim camiası istatistiğine göre en çok parayı alan öğretmen, okul öncesi öğretmenidir. Bir anaokulundaki öğretmen aylık 800 YTL maaş, 700 YTL ücret alır. 27 saatlik ders ücreti vardır. Bir ilköğretimde, fen lisesinde, Anadolu lisesinde bu yoktur. Okul müdürleri bile 25 saatlik ders ücreti alır. Bundan fazla alan hiçbir okul müdürü yoktur. Anasınıfında ise ilköğretim okulundaki öğretmen ne alıyorsa benim öğretmenimde onu alıyordur.
Bir diğer nokta da zaman konusudur. Zamanda da bizim biraz fedakârlık etmemiz gerekmektedir. Anaokullarında sabahtan akşama kadar, haftalık 42 saatlik bir süre var. Pazartesi, Cuma 9 saat; Salı, Çarşamba, Perşembe de 8 saat. Şimdi 8 de giren bir çocuğun 3 buçukta 4 de işi bitiyor. Öğretmen diyor ki; “Ben gidiyorum.” Ama veli çocuğunu almıyor. 300-400 mevcutlu okullarımız var. Ne yapacak bu çocuk müdüre hanımın orda? Çocuk asla ihmale gelmez. Bakın 2 yıl önce Bayburt’ta bir öğretmenimiz ihtiyaç gidermek için sınıftan çıkmış. İki çocuk şakalaşırken bir tanesi elindeki sert cismi diğerinin özüne sokmuş ve göz hasar görmüş. Mahkeme 40 bin YTL tazminat kararı verdi. Şimdi öğretmenim hangisine acısın? Vicdan azabına mı, parasına mı?
Ve bizim bazı arkadaşlarımız, sendikalara karşı değilim, ama sendikaların her dediği doğru zannediyor. Değildir. Gidiyor ona buna; hak isteriz, bilmem ne ederiz... Ve ben bu göreve başladığım zaman Türkiye’deki bütün camiaya şunu dedim: “Ben bu camianın babasıyım!” Ve bir baba evlatları arasında asla ayrım yapmaz, evlatlarının ihtiyaçlarını bilir ve o ihtiyaçları gidermek için çaba gösterir. Ben aynı duygudayım. Ben bu camianın başına geldim geleli öğretmenlerimin tek bir sorunu kaldı o da ‘İLKSAN’ konusudur. Şimdi anaokulu öğretmenliğine başladığınızda ‘İLKSAN’ üyeliğiniz düşer. İlköğretime gittiğiniz zaman ‘İLKSAN’ üyeliğiniz başlar bu da kanun mevzuudur. Nu konuda da sayın bakanı ikna ettim kanun taslağını hazırladık ve meclise gideceğiz. Bu sene ilk yasamalar başladı. Projeler arasında birinci sırada yeniden yapılanma kanunu var, ikinci sırada da ‘İLKSAN’ var. Şimdilik kalan tek problem gibi görünen bu konuyu da çözüyoruz.
Benim genç arkadaşlara tavsiyem haklarını korumaları. İlk etapta haklarını bilecekler. 657 sayılı ‘Devlet Memurları Yasası’nı, 1739 sayılı ‘Milli Eğitim Temel Kanunu’nu ve müfredatlarını iyi bilecekler. Eğer insan müfredatını iyi bilmezse öğretmenlikte asla başarılı olamaz.
Sonra bakın; okul öncesi öğretmenlerine müfettişlik yolunu açtık. Eskiden bu yoktu. Çünkü alandan müfettiş lazım. Bu yıl 13 kişi kazandı. Geçen yıl 40 kişilik kontenjan açtık 1 tane kazanan olmadı. Yani okul öncesi öğretmenliğinin önü açıktır.
Hazır yeri gelmişken size bir şey söyleyeyim arkadaşlar. Biz okul öncesinde Avrupa’dan asla geri değiliz. Hatta bizim öğretmenlerimiz daha bilgili ve donanımlıdır. Oralarda 4 yıllık okul öncesi öğretmeni bulamazsınız. Ama şöyle bir şey var. Onlar eğitimlerini doğal ortamda yaparlar. Biz doğal ortamda yapmıyoruz. Bu da tamamen veliden kaynaklanıyor. Bizim veli geliyor; “Sabah kahvaltısını yaptı mı? Çocuğum uyudu mu? Suyunu içirip, terini sildiniz mi...” bunlarla uğraşıyor. Ama onlar doğal bir ortamda, temiz bir havada, dışarıda mışıl mışıl uyuyor. Çocuk kendi kendine ihtiyaçlarını gideriyor. Çocuk bahçede oynuyor. Baktım ki birisi çamurla oynuyor. Birisi gitmiş, almış hortumu eline kendini ıslatıyor. Birisi bilgisayarla uğraşıyor. Öğretmene sordum, dedi ki; “Herhalde yadırgadınız.” “Evet.” Dedim. O da bana; “Olsun elinde havlusu var, ellemeyin yıkansın ne olacak ki? Ona ihtiyaç duydu demek ki. En sonunda yeniden elbiselerini giydireceğim.” dedi.
Bakın kıyafet konusunda bir yenilik daha getirdik. Şimdi öğretmen giyinip kuşanıp gelecek ve sınıfa girecek. Sonrasında; “Yok elbisem bozuldu yok ütüsü bozuldu yok kirlendi…” diyecek. Okul öncesi öğretmeni yatacak kalkacak dans edecek… Bayanlar gıran tuvalet oluyorlar. Öğrenci içinde öyle, gidiyor pahalı elbiseler alıyor ya da önlük yaptırıyor. Şimdi bir polisi ya da askeri düşünün. Üzerindeki resmi kıyafetle o kıyafetin gerektirdiği davranışların dışına çıkamaz. Çünkü o polis. Ama siz tutup okul öncesi çocuğuna önlük yaptırıyorsunuz, sonrada “Aman kirlenmesin.” diyorsunuz. Biz bu özgürlüğü de getirdik. Ama öğretmenim pijamayla da okula gitmeyecek. Çünkü bazen bana; “Pijamayla geliyorlar” diye şikâyetler geliyor. Okulda çocuklarla olduğu zaman rahat giysiler giyecek ki tuvalete girecek, oyunlara girecek, yemekhaneye girecek, yatacak kalkacak… Gençler bütün bunları şimdiden kabul edecekler.
A.Y.K: Bu güzel söyleşi için size çok teşekkür ederiz.
R.İ: Rica ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.
http://www.okuloncesi.gen.tr/resimler/soylesi/ri2.jpg
BU SÖYLEŞİNİN GERÇEKLEŞMESİNDE EMEĞİ GEÇENLER
Tamer UZUNER – Okul Öncesi Öğretmeni
Fatma ÇEK – Dokuz Eylül Üniversitesi Öğrencisi
Ayşenur ZOR – Hacettepe Üniversitesi Öğrencisi
Şerife ALKAN – Hacettepe Üniversitesi Öğrencisi
Aylin BULUT – Gazi Üniversitesi Öğrencisi
Başak AKAN – Ankara Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi
Av. Ali ULUSOY – Happy Kids Genel Müdürü