Orijinalini görmek için tıklayınız : üç tembel oğlan


casperr
02.08.08, 20:30
ÜÇ TEMBEL OĞLAN


Çok büyük bir kentin kenar mahallesinde dul ve fakir bir kadın ile Mehmet, Hasan ve Ali adında üç oğlu yaşardı. Çocuklar öğle tembeldiler ki çalışmak şöyle dursun yemeği yerken kaşığı tutmak bile onlar için büyük bir işkenceydi.
Oğlanların gün boyu yaptığı iş, kışın sobanın yanına üç minder atıp orada sabahtan akşama kadar yatmak, yazın ise evlerinin önündeki akasya ağıcının altında uyumaktı. Yüzlerine konan sivrisinekleri kovalamak dışında, yatmak onlar için zevkti.
Anneleri her gün yemeklerini pişirip önlerine getirir, tembel oğlanlarda bir güzel karınlarını doyurur, arkadasın dan yine yan gelip yatarlardı.
Zavallı kadın cağız, yıkık dökük bir odası olan evlerinde tembel oğlanlarıyla mücadele eder, onlara yalvarırdı :
" Ne olur yavrularım biraz çalışın. Her gün bahçeye gitmekten, sizlere hizmet etmekten yoruldum. Babanız öldü öleli nelere çektiğimi bir Allah bilir, birde ben. Artık yaşlandım sizlere bakacak gücüm kalmadı. Öldüğüm zaman bu miskinlikle ortada kalacaksınız."
Oğulları bu öğütleri umursamaz, birbirlerinin gözüne baka baka dinler, sonra yine yatarlardı. Talihsiz annede sinirlenerek, oğullarının akıllanacağı günü beklerdi.
Kadıncağız, bir sabah yine erkenden kalkıp tembel çocuklarının karnını doyurdu. Sonrada bahçede çalışmak için evden ayrıldı. Az gitti uz gitti, dere tepe düz gitti. Oğullarının tembelliğini düşüne düşüne giderken kendisini birdenbire çok güzel bir bahçenin içerisinde buluverdi. Şaşkınlık la bahçeyi gezerken karşısına üç güzel kız çıktı.
Ey annelerin güzeli
Gözün aydın.
Çilelerin bitti artık,
Dertlerine çare bulunacak
Tembel oğulların akıllanacak
Senin de yüzün gülecek....
Diye şiirler okuyup zavallı kadını karşıladılar. Onu güzelce konuk ettiler. Anne şaşkınlık ve huzur içinde kızların hizmetine hayran kaldı.

Öte yandan, annelerinin gelip yemek pişirmesini bekleyen çocuklar, iyice acıkıp yakınmaya başladılar. Karanlık basınca da başına kötü bir şey gelmesinden korktular. " Bizi kim doyurur, kim kirli elbiselerimizi yıkar?" diye kaygılanıp meraklandılar. Annelerini arayıp bulmaya karar verdiler. Karar vermesine verdiler ama tembellikleri kalkıp yola çıkmalarına engel oldu. Bunun üzerine küçük oğlana, " ali haydi kalk. Evin en küçüğü sensin. Annemizi bul ve getir. Karnımızı doyursun. Bu gidişle açlıktan öleceğiz," dediler.
"Hayır, ben gitmem!" dedi ali. Daha sonra da ağabeylerinden ve açlıktan ölmekten korktuğu için yola koyuldu.
Yürümeye alışkın olmadığından Ali yolunu kaybetti. Hava kararınca da karanlık ve ürkütücü bir mağaraya sığındı.
Evdekiler baktı ki giden gelmiyor, büsbütün sinirlendiler.
"Bu oğlan zaten hiçbir işe yaramaz," dedi Mehmet, ortanca kardeşi Hasan'a.
"Ben ağabeyim, annemizi ve küçük kardeşimizi bulmak sana düşer. Git onları bu ve getir. Siz gelene kadar bende biraz uyuyayım," dedi.
Hasan annesini ve kardeşini bulmak için yola çıktı. Ama oda ormanda kayboldu. Dalları göklere yükselen yaşlı bir ağacın kovuğuna sığındı. Bir vızıltı duydu. Sesin nereden geldiğini merak edip kovuktan dışarı çıktı.
Ağacın yere yakın dalların birinde , arı kovanı bulunduğunu gördü. Karanlık basınca arılar yuvasına çekildi. O da elini uzatıp bal alıp yedi. Bir, bir daha derken arılar onu fark ettiler ve soktular. O tembel oğlan, korkudan öle koştu ki kendini birden bire çok güzel bir bahçede buluverdi.
Mehmet ise, kimsenin dönmediğini görüp iyice sinirlendi.
"Hayırdır inşallah ! bu evden giden gelmiyor. Hepsini bulup getireyim." Diyerek evden ayrıldı.
Yorgunluktan bitkin düşmesine karşın annesini ve kardeşini aramaktan bir an olsun vazgeçmedi. Küçük, şirin bir derenin kıyısına uzandı. Kana kana su içti. Ardından elini yüzünü yıkamak suya eğildiğinde, dere birden bire güzel bir bahçe oluverdi.
Üçü de farklı yerlerde olan kardeşler nerede olduklarını anlamak ve yiyecek bir şeyler bulmak için gezinmeye başladılar. Burası adeta cennet gibiydi. Bir süre yürüdükten sonra daha farklı bir bahçeye girdiler.

En güzel yemekler, pastalar , şekerler ve yumuşak minderler orada idi. Çevreye hayran hayran bakarlarken üç kardeş bir birleriyle karşılaştılar. Sevinç içerisinde kucaklaştılar. Sonra açlıklarını hatırlayıp yiyeceklere saldırdılar. Ama ellerini uzattıkların da yiyecekler kayboluyordu. Uzun bir mücadeleden sonra bitkin düşüp, oldukları yere yığıldılar.
Tam bu sırada karşılarına ak saçlı, ak sakallı bir adam dikildi ve seslendi.
"Delikanlılar, buradaki yiyeceklerden yiyebilmeniz için önce çalışmanız gerek. Yoksa hak etmediğiniz hiçbir şeyi yiyemezsiniz," deyip ellerine birer kazma ile kürek vererek bahçede çalışmalarını söyleyerek ayrıldı.
Oğlanlar beklediler,beklediler. Yiyeceklerin hiç birini elde edemeyeceğini anlayan büyük oğlan Ali'ye, "haydi bakalım, çalışta karnımızı doyuralım," dedi.
Ali çaresizce eline kazma, kürek alıp bahçeyi kazmaya başladı. Bir müddet sonra Mehmet yine seslendi,
"Yeter artık çalıştığın, açlıktan öleceğiz, şu yemek ve pastalardan getir de yiyelim."

Ali küreği bırakıp bir parça pasta aldı ve hemen ağzına attı. Pastanın tadına doyamadan ağabey, "İlk önce ağabeyler yer, getir buraya," demesi üzerine, bir parça daha alıp ağabeyine götürdü.
Ağabey pastayı almak için elini uzattığında pasta kayboldu. Bunun üzerine yine ak sakallı adam gelerek,
"Olmaz böle şey, burada herkes kendi emeğiyle karnını doyurur," deyip gitti.
Karınlarını doyurmak için çalışmaktan başka çare olmadığını anlayan Mehmet ile Hasan, ellerine kazma ve küreği alıp çukurlar kazmaya başladılar. Ve de karınlarını doyurdular. Karınları doyduktan sonra yine yumuşak minderlere yattılar. Acıkınca çalıştılar, doyunca yattılar.
Tembel oğlanlar miskin miskin yatarlarken bir gün karşılarına çok güzel bir kız çıkıverdi. Bu güzel kızı görür görmez üçü de aşık oldu. Kızın yanına koşarak hepsi bir ağızdan onunla evlenmek isteklerini söyledi.
Böylelikle üç oğlan arasında ilk kez kıskançlık başladı. " Hayır ben evleneceğim, hayır ben evleneceğim," diye. Kız da, " Tartışmanıza gerek yok. Her işin bir kolayı var, babamdan isteyin.

Babam beni hanginize verirse onunla evlenirim," dedi. Bu sırada ak sakallı adam yine geldi.... Gençler, adamın karşısında diz çöküp üçü üç ağızdan,
" Kızınızı görür görmez aşık oldum. Onunla evlenmek istiyorum. Ne olur onu bana verin."
"Peki kızımı birinize veririm, ama bir şartım var. Kim en güzel evi yaparsa kızımı onunla evlendiririm. İşte ev yapmak için gerekli malzemeler," deyip kızıyla birlikte oradan ayrıldı.
Üç kardeşin kıza duyduğu aşk öyle büyüktü ki, adam ev değil saray yapın dese yapmaya hazırlardı. Bu nedenle hemen kolları sıvayıp işe başladılar.
Oğlanlar gece gündüz demeden ormandan odun kesip getiriyor, sonra o odunları ev yapmak için parçalıyorlardı. Böylelikle üç kardeş üç ay içerisinde birbirinden güzel üç ev yaptılar...
Artık kızı alma zamanının geldiğini düşünen üç oğlan, "Acaba kızı hangimiz alacağız?" diye heyecanla beklerken yaşlı adam geldi.
Yine üçü üç ağızdan,
"Benim evim onun evinden daha güzel, kızını bana ver. Onu ben daha çok mutlu edeceğime söz veriyorum," dediler.

Yaşlı adam, " İlk önce evleri göreyim. Kararımı sonra veririm," dedi. Adam evlere baktığında üçünün de birbirinden güzel olduğunu, delikanlıların değiştini tembel oğlanların gidip yerine çalışkan gençlerin geldiğini gördü.
"Tamam çocuklar. Kızımı almayı hak ettiniz," dedi.
Üç kardeş şaşkınlıktan, "Hangimiz?" diye bağrınca adam seslendi, "Buraya gelin.!"
Üç kardeş gözlerine inanamadılar. Çünkü birbirlerine tıpa tıp benzeyen üçüz kız kardeşler çıka geldi. Üstelik kaybettikleri anneleri de kızların arkalarındaydı. Üç kardeş, mutlulukla önce sımsıkı annelerine, sonra da birbirlerine sarıldılar. Aşık oldukları kız yüzünden birbirlerini kıskandıkları için çok utandılar. Bir daha böyle olay yaşamayacaklarına söz verdiler.
Eskinin üç tembel oğlanı şimdinin üç çalışkan genci, üç güzel kızla üç gün üç gece düğün yaptılar. Kendi elleriyle yaptıkları evlerinde anneleriyle birlikte ömür boyu mutlu yaşadılar.






SON

sakca
05.08.08, 01:54
paylaşım için teşekkürler

öğretmen86
05.08.08, 04:55
paylaşım için teşekkürler